3 Nisan 2020 ,Cuma

Diyetisyen Cansu KABADAYI-MS’de BESLENME

 

 

01/02/2020 tarihinde dernek binamızda yapılan,Diyetisyen Cansu Kabadayı ile ” MS’de Beslenme” konulu bilgilendirme toplantımıza ait sunum ektedir.
Sağlıklı günler dileriz.

MULTIPL SKLEROZLA YAŞAMDA BESLENME VE YAŞAM KALİTESİNE BİR GÖZ ATALIM

Multipl skleroz (MS) sinir hücrelerinin etrafında bulunan, elektriksel iletimden sorumlu miyelin kılıfın hasarlanmasına bağlı olarak oluşan otoimmün nörodejeneratif bir hastalıktır. Sinir iletiminde çeşitli nedenlerle oluşan bozukluklar sonucunda kişilerde ağrı, zayıflık ve karıncalanma gibi semptomlar (belirtiler) gözlenebilir. Aynı zamanda kişiler ruh hali değişikliği, yorgunluk, titreme ve diğer semptomları kendilerinde gözleyebilir. MS tanısı genellikle 20-40 yaş arasında gözlense de her yaşta gelişebilir. Dünya’da yaklaşık 2,3 milyon insanı etkileyen MS; kadınlarda erkeklere göre daha sık gözlenmektedir. MS’in ortaya çıkış nedenleri tam olarak bilinmemekte ancak; enfeksiyonlar, beslenme yetersizlikleri, endojen ve ekzojen zehirler, alerjik reaksiyonlar dahil edilebilir.

MS yönetim stratejilerinde yer alan gelişmeler; medikal tedaviler, terapiler, semptomları azaltıcı yöntemler ve yaşam tarzı değişikliğinin (diyet ve egzersiz gibi) ne gibi rolleri olduğunu hastalar bilmek isterler. MS’e karşı yaklaşımlarda ön plana çıkan diyet ve egzersizle MS’i nasıl yönetebileceklerini bilmek hastalar için önemlidir. Bu nedenle yaşam tarzı değişikliğinin önemi MS’le yaşayan bireylere ve yakınlarına aktarılmalı ve bu konuda desteklenmelilerdir. Kişinin iyi hali hızlı bir şekilde ve tek bir faktörle gerçekleşecek bir şey değildir. Fiziksel, duygusal, sosyal, entelektüel ve manevi boyutlarda sürdürülmesi gerekir.

Her hastayı iyi tanımak ve iyi takip etmek elzemdir. Hastalarda gözlenen semptomlar (ani görme kaybı, depresyon, yorgunluk, idrar tutamama, kas spazmları, bağırsak fonksiyon bozuklukları gibi) hastaların yaşam kalitesini ciddi anlamda etkiler. Herhangi bir kronik hastalığı olan bireylerin dışında sağlığın sürdürülmesi, her birey için önem taşır. Bu nedenle sağlığı sürdürmek adına yeterli ve dengeli beslenmenin katkısı büyüktür.

MS üzerinde beslenmenin önemi semptomları azaltmak, sağlıkla ilgili komplikasyon riskini düşürmek ve yaşam kalitesini arttırmakla ilişkilidir. Hastaların bulgularına göre izlenecek beslenme yaklaşımında; bu hastaların genellikle depresif ve yorgun olduğu, ilaç kullandığı (yan etkiler), hareket azlığı ve bununla birlikte daha az enerji harcadığı, vücut ağırlığı artışı veya malnütrisyon gözlendiği, yemek yerken zorlanma/güçsüzlük yaşadığı hastaların beslenmesini değerlendirirken mutlaka göz önüne alınması gereken kriterlerdir.

 

MS diyeti diye bir kavram yoktur; kişinin neyi nasıl tükettiği enerji seviyesini belirler, bağırsak fonksiyonlarını değiştirir, sağlık durumuna katkı sağlar. MS’li bireylerin beslenmeleri konusunda yapılan önerilerde; tıpkı Amerikan Kalp Birliği (AHA) ve Amerikan Kanser Topluluğu (ACS) önerileri gibi düşük yağlı ve yüksek lifli beslenme önerileri yer almaktadır. Doymuş yağdan fakir; omega 3 (balık yağı, keten tohumu gibi) ve omega 6 (Ayçiçek yağı, fındık gibi) kaynaklarından zengin besinlerle beslenmenin MS’li bireylerde yararlı etkileri olabileceği, hastalık aktivitesini yavaşlatabileceği bahsedilmektedir. Bazı özel diyetler ise bu bireyler için sakıncalı olabilir. O nedenle bir diyete veya suplemana başlanacağı zaman mutlaka konunun uzmanına danışılmalıdır.

Günümüzde o kadar çok beslenme yaklaşımı oluşmuş durumda ki bir noktadan sonra kafalar karışabiliyor. Öyleyse birkaç tanesini hep beraber inceleyelim.

Swank diyeti, Wahls protokolü (Paleo diyeti) gibi MS sürecinde kullanılan çeşitli diyetlerin farklı etkileri bulunmaktadır. Swank diyeti kişilerin besin çeşitliliğine odaklanır ve düşük yağlı beslenmeyi amaçlar.

Swank diyeti der ki;

Günlük doymuş yağ alımınız (SFA) 15 gramdan az olsun [örneğin; (günde 200 g kırmızı et ve 1 adet yumurta) veya (1 su bardağı yağlı inek sütü + 1 yumurta + 30 g cheddar peyniri) ile günlük sınıra yaklaşık olarak ulaşırsınız].

Günde aldığınız doymamış yağ asitleri (USFA) 20 gramı geçmesin; ancak burada bir parantez açalım çünkü bu grubun içerisinde sağlıklı yağ asitleri de dahil. Bu durumda neden sağlıklı yağ asitlerine sınır konmuştur diye düşünebiliriz. Çünkü özellikle çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA) fazla tüketilmesi vücuttaki oksidasyonu arttır bu da inflamasyonu tetikleyebilir.

Günlük total yağ alımınız ise 50 gramın altında olmalıdır. Bunu da şöyle düşünelim hemen hemen günlük 1500 kkal alan birisinin yağdan gelen enerjisi %30’u geçmemelidir.

*Tercihen: bitkisel yağlar; zeytinyağı, kanola yağı, fındık yağı, keten tohumu yağı

*Uzak dur: hindistancevizi yağı, palm yağı, tereyağı, margarin (SFA ve trans yağ asitleri (TFA) yüksek)

 

Bu diyet günde en az 2 porsiyon sebze-meyve tüketimini de destekler. Hatta sebze ve meyve tüketimini serbest bırakır ancak meyve tercihi avokado gibi yağlı meyvelerse bunu yağ tüketim sınırına dahil eder. Bu diyetin ilk bir yılı kişi kırmızı et tüketemez. Ancak derisiz tavuk ve hindi etini günde 100-120 gramı geçmeden tüketebilir. Balık tüketimi konusunda sınırlama yoktur. Ancak somon, ton balığı gibi yağlı balıklar tercih edilirse günlük yağ alımına dahil edilmelidir.

Süt ve süt ürünleri konusunda yağsız veya az yağlı ürünler olarak günde 2 porsiyonu (örneğin 2 su bardağı süt veya 4 kibrit kutusu peynir) geçilmemelidir. Yumurta SFA yüksek olduğu için haftada 3 sefer 1 adeti geçmemek şartıyla tüketilebilir. 4 porsiyon tahıl tüketimi önerilir; ekmek, makarna, pirinç, tam tahıllı ürünler tüketilebilir ancak tereyağı veya margarin gibi yağ içeren ürünler olmamalıdır. Bu diyet aynı zamanda multivitamin desteğini, C vitamini ve E vitamini suplemantasyonunu önerir.

Ancak bu ve benzer diyetleri MS üzerinde kullanma konusunda desteklenen yeterli çalışma yok, daha çok kanıta ihtiyaç duyulmaktadır. Swank diyetiyle ilgili sıkıntılarda; oldukça kısıtlı bir diyet olması ve uzun soluklu yapılmasının zor olması yer alıyor. Bir çalışmaya göre ise bu diyeti yapan bireylerde C, A, E vitamini ve folat alımının yeterli olmadığı (supleman almayanlar) belirlenmiştir. Aynı zamanda kişilerde deri ve saç kuruluğu, enerji seviyesi düşüklüğü de görülmüştür. Dr. Wahls tarafından geliştirilen protokol Paleo diyetine benzerdir. Bu diyete glüten free beslenme diyebiliriz aslında. Gluten ve glüten içeren besinlerin, kurubaklagillerin, süt ve süt ürünlerinin yer almadığı bir diyet modelidir. Balık, yeşil sebzeler diyetin bileşenlerini oluşturur.

MS ile birlikte bazı sağlık koşullarının da var olmasıyla (örneğin kardiyovasküler hastalıklar) DASH diyeti (doymuş yağ, tuz tüketiminin düşük olduğu diyet modeli) gibi diyetler de tedavide tercih edilebiliyor.

Akdeniz tipi diyet majör kronik dejeneratif hastalıklara karşı koruyucu rolüyle bilinir. Sebze ve meyveler, kurubaklagiller, yağlı tohumlar, rafine edilmemiş tahıllar, zeytinyağının temel besin maddeleri olduğu; balığın yer aldığı, kümes ürünleri ve süt ürünlerinin (genellikle peynir ve yoğurt) kontrollü tüketildiği bir beslenme şekli olan Akdeniz tipi beslenmeyi çok çeşitlendirmek de mümkündür.

 

Tüm diyet modellerini değerlendirdikten sonra tek tip bir diyet çeşidini doğru olarak görmektense; kişiye özgü sağlıklı beslenme planı en doğru beslenme modelini benimsemek olacaktır.

Kemiklere kalsiyum geçişindeki rolüyle bilinen D vitamini hakkında son çalışmalar immün sistem ve hücre büyümesi/farklılaşması üzerinde önemli etkileri olabileceği konusuna dikkat çekmektedir. Çalışmalar aynı zamanda D vitamini suplemantasyonunun MS aktivitesini azaltmada rol oynayabileceği söylemektedir. Bu özelliği de D vitamininin İnterferon Beta-1b aktivitesini arttırmadaki etkinliğine dayandırılıyor.

Son çalışmalar sodyumun MS aktivitesinin tetiklemesinde potansiyel bir faktör olduğunu göstermektedir. Sodyum alımı yüksek olanların, alımı düşük olan bireylere göre MRI görüntülerinde lezyonların daha geliştiği görüntülenmiştir. Ancak bazı çalışmalar da yüksek sodyum alımı MS riskini arttırır sonucuna ulaşamamıştır. Yani sodyum ve MS ile ilgili daha çok çalışmaya ihtiyaç var, ancak yine de şunu söyleyelim fazla tuz tüketimi bununla beraber sodyum alımı sadece MS veya farklı bir hastalıkta dikkat edilmesi gereken bir durum değil, sağlıklı bireylerin dahi bu tüketime dikkat etmesi gereken bir durumdur. Bu noktada Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün önerilerini referans alabiliriz; yani günlük tuz tüketimimiz 5-6 gramı (yaklaşık 1 silme tatlı kaşığı) geçmemelidir.

Beslenmenin MS üzerindeki etkinliği; bağırsak sağlığının devamı, vitamin yetersizliklerinin önlenmesi, bazı besin ögelerinin sinir sistemini koruması ve sağlıklı yaşama katkı sağlamasıyla gerçekleşir. Özellikle bağırsak sağlığını korumanın, beyni korumayla etkisi paraleldir. Çünkü sağlıksız bir bağırsağın yarattığı inflamasyon kan beyin bariyerini etki ederek nöroinflamasyonu tetiklemektedir. Bağırsaklarımız yani ikinci beynimiz yani mikrobiyotamız %57 oranında beslenmeden etkilenir ve Batı tipi beslenme (hiperkalorik, yüksek hayvansal yağ) bağırsak dizbiyosizine (bozukluğuna) neden olarak inflamasyonu arttırır.

Vasküler hastalıklar için risk faktörleri olan obezite, hipertansiyon, hiperlipidemi, diyabet ve kalp hastalıkları MS teşhisi bulunan bireylerde semptomların ilerlemesine neden olabilir. Obezite çağımızın hastalıklarından biri olup, diğer birçok sağlık sorununun (kalp hastalıkları, diyabet, yüksek tansiyon gibi) oluşması riskini arttırmaktadır. Çocukluk çağı ve adölesan dönemdeki obezitenin MS semptomlarını tetikleyebileceği unutulmamalıdır. Sağlıklı bir diyet ve kilo artışa engel olunması MS semptomları engeller. MS ve obezitenin ilişkisi tam olarak anlaşılabilmiş değil, ancak obezite varlığında MS semptomları daha yoğun görülebiliyor. Dünyada obezite ve MS insidansının artış göstermesi obezitenin MS gelişmesi açısından önemli bir risk faktörü olduğunu göstermektedir.

Yaşam kalitesini arttırmak ve diğer komorbiteleri (sağlık sorunları) azaltmak amacıyla egzersiz, yaşam tarzında yer almalıdır. Obezitenin MS üzerindeki etkilerini azaltmakla birlikte, yaşam kalitesini arttırır. Egzersiz kişinin aerobik kapasitesinin gelişmesinde ve kas gücü, mobilite, yaşam kalitesi ve yorgunluk-depresyon semptomları üzerinde etkin olduğu araştırmalarda bahsedilmiştir. Ancak MS için etkin spesifik bir egzersiz türü bilinmemektedir.

Beslenmede; şeker ve işlem görmüş besinler (şeker, tuz/sodyum) sınırlanmalı, meyve sebze tüketimi arttırılmalı, yağsız protein kaynakları tercih edilmeli, sağlıklı yağ asitleri beslenmede yer almalı, yeterli posa (lif) ve sıvı tüketimi mutlaka sağlanmalıdır. Obezite riski azaltılmalı ve mutlaka tedavi sürecine girilmelidir. Her hastanın özel olduğu, kişiye özgü beslenmenin yaşam kalitesine katkı sağlayacağı unutulmamalıdır. Beslenmenin MS üzerindeki rolü hastalara iyi aktarılmalı, öneriler açık şekilde ifade edilmelidir. Çünkü tüm hastalar bu konuda ne yapabileceklerini bilmeyi ve sağlık personellerinin onlara destek olmasını isterler.

Tablo 1. Bazı besinlerin doymuş yağ (SFA) içerikleri

100 gramındaki SFA miktarı (gram)

Koyun Eti 12
Dana Eti 6
Koyun ve Manda Sütü 4,60
Yumurta 3,36
Tavuk Eti (Derili) 3,16
Yağlı İnek Sütü 2,08
Lor peyniri 0,64
Tavuk Eti (Derisiz) 0,44
Orta Yağlı Balık Eti Eser
Yoğurt Eser